PAKDOS DENİZLİ HONAZ DAĞI ZİRVE FAALİYETİ

Etkinlik Anıları

02.01.2022

Bölüm 1

Takvimler 2 Ocak 2022’yi gösteriyor. PAKDOS’un “Honaz Dağı Zirve Faaliyeti” için sabahın 5’inde Beethoven’in 5. Senfoni’si olarak ayarladığım alarmın sesine uyanıyorum ve akşamdan çantamın hazır olmasının rahatlığıyla aheste aheste giyiniyorum. Dağcılığa başladığımdan beri yataktan en dinç kalktığım pazar sabahı oldu diyebilirim, bu iyiye işaret. Beni PAKDOS ile tanıştırarak dağcılığa başlamamı sağlayan Ramazan amcamla beraber, Honaz Dağı manzarasının çıplak gözle, kuş uçuşu 34 km mesafeden, belki de en iyi seyredildiği yer olan köyümüzden hareket ediyoruz. Altındere Vadisi’nin karanlığını farlarıyla delerek toplanma yerine ilerliyor araç. 2 sene önceki Honaz zirve faaliyetimiz yol boyunca gözümün önünden geçiyor, bir an önce yürüyüş başlasın istiyor ruhum ve bedenim. Honaz Dağı sade vatandaşlar için orada öylece duran koca bir kütleyken, dağlara gönül vermişler için ise bir sembol. Hafta içi etkinliğin duyuruları yapılırken şunu fark ettim: Honaz Dağı aynı yerinde oluştuğundan beri duruyor olmasına rağmen bazı zamanlar bana çok uzakta bazı zamanlar da çok yakında görünmüştür. Hani berrak bir suya baktığımızda bizi yanıltan görünür derinlik meselesi gibi. Belki de içinde bulunduğumuz ruh halidir bu durumun sebebi. Toplanma noktasına ulaşıyoruz ve bizimle aynı esnada toplanma noktasına gelen servise binerek hareket ediyoruz.

Kulüp başkanımız ve bu etkinlik için resmi kurumlarla olan yazışmalarından tutun da katılımcıların hangi duraktan servise bineceğine kadar tüm detaylarla geceli gündüzlü uğraşan Ali Fuat abi, servisteyken bize bazı müjdeler verdi. Çeşitli illerden faaliyete iştirak edecek dağcıların yanı sıra Anadolu Parsı unvanı için 81 ilde 81 zirve projesiyle yola çıkan Bursa’dan Melek Kıyı Aydın aramızda olacaktı. Son ana kadar kesinleşmediği için  kimseye söylemediği bir diğer sürprizi de şuydu Ali Fuat abinin: Everest’e Nepal tarafından tırmanan ilk Türk kadın dağcı, Denizli’nin Bekilli ilçesinde doğan Gülnur Tumbat da aramızda idi, aynı servisteydik! Bu güzel haberden sonra araç içinde bir alkış koptu. Servis bir sonraki durağa ilerliyorken aracın buğulanan camına bir küçük kalp çizmiştim. Durağa geldiğimizde o çizdiğim kalbin bir anda mavi renge büründüğünü gördüm ve çok şaşırdım. Bu kadarına da pes dedirten tesadüfe bakın: Buğulanan cama çizdiğim kalp ile şehirdeki dev ilan panolarında  reklamları bulunan Denizli Özel Cerrahi Hastanesi’nin logosundaki kalp, oturduğum açıdan perspektif olarak çakışmıştı. Daha faaliyet başlamadan yaşananlara bakın…

Servisler ve şahsi araçlar Honaz Dağı Milli Parkı bölgesine Cankurtaran tarafından giriş yaptı ve kıvrım kıvrım yollardan piknik alanına ulaştı. Burası faaliyetin başlangıç noktası olacaktı. Servislerden ve şahsi araçlarından inenler ilk iş olarak araçların farlarının önünde kar tozluklarını ayarladı.  Daha sonra başlangıç konuşması ve tanışma için genişçe bir daire oluşturuldu. Bu esnada jandarma da arkamızda etkinliğin sorunsuz bir biçimde başlamasını bekliyordu. Konuşmalara önce kulüp başkanımız Ali Fuat Avcı abi başladı ve parkur ile ilgili bilgileri aktardı. Daha sonra söz PAKDOS’un kurucularından Halil Dağdaş abiye verildi. Halil abi başlıklar halinde o kadar çok konuya değindi ki… Honaz Dağı’nın antik dönemdeki adı, mitolojideki yeri, flora ve fauna yönünden zenginliği…Bu dağın eteklerinde gerçekleşen Kazıkbeli Savaşı, 1997 yılında dünyada ilk kez düzenlenen 1.Hava Oyunları, rahmetli Vali Recep Yazıcıoğlu’nun bu dağa PAKDOS ile tırmanması… Yazımızın ilerleyen kısımlarında tüm bu başlıkları detaylı olarak işleyeceğiz. Halil Abi bilginin ışığıyla bizleri aydınlatırken Antalya’dan gelen misafirlerimiz de kasklarının üzerindeki kafa lambalarıyla oluşturduğumuz geniş çemberi aydınlatıyordu. Yolu karıştıran ve Honaz’ın merkezine giden misafirimiz de bize katıldıktan sonra faaliyete başlıyorduk.

Halil Dağdaş abi bilginin ışığıyla bizleri aydınlatırken TODOSK sporcularının tepe lambaları ortamı aydınlatıyor.

Sis ve Orman 

Antik dönemin Kadmos Dağı yüce Honaz, senede bir bizi  çağırır ve biz de bu çağrıya kayıtsız kalamayız. Honaz Dağı oluşum yönünden tektonik kökenli bir dağdır. Düşey faylanmalar sonucu dik bir görünüm kazanmıştır. 2571 metre yüksekliği ile Batı Anadolu’nun en yüksek noktası olarak bilinir. (Bu konuda son zamanlarda birtakım fikir ayrılıkları doğdu. Afyonkarahisar’ın Sultandağı ilçesinde bulunan Gelincik Ana zirvesi 2675 metre yüksekliği ile Ege Bölgesi’nin en yüksek noktası konumunda. Türkiye Dağcılık Federasyonu’nun resmi web sitesindeki bir yayında geçiyor bu bilgi.)

1995 yılında Milli Park ilan edilen Honaz Dağı, 122’si Türkiye için endemik olan 924 farklı türde bitkiye ev sahipliği yapıyor. Ballıbaba (Lamium microphyllum), Sığırkuyruğu (Verbascum chrysorrhacos) ve Safran (Crocus baytopiorum) bitkileri ise dünyada sadece Honaz Dağı’nda yetişir. Honaz Dağı’na ilk defa 1842 yılında bir botanikçi olan Edmond Boissier tırmandı. Honaz Dağı’nda araştırmalar yaptı ve bitki örnekleri topladı. Boissier’i bu mesleğe iten güç neydi peki? Ailesi ile beraber İsviçre Alpleri’nde yaptıkları doğa yürüyüşleriydi. Honaz Dağı, Akdeniz ve Ege bölgelerinin doğal sınırını oluşturmasının yanısıra bitki coğrafyası bakımından Akdeniz Floristik Bölgesi ile İran-Turan Floristik Bölgelerinin de geçiş noktasında bulunur. Milli Parkın doğal bitki örtüsünü kızılçam , karaçam ve daha yükseklerde görülen ardıçlar oluşturur. Milli parkta sıkça gözlemlenen yaban hayvanları arasında; kurt, dağ keçisi, yaban domuzu, tavşan ,tilki, sansar, porsuk ve dağ anası olarak adlandırılan zehirli bir yılan türünü sayabiliriz.

Gakkoş Efe Youtube kanalında günün tamamını içeren video

Tırmanışın ilk safhaları orman içinde devam ediyor. Yoğun bir sis dağı sarıp sarmalamış durumda. Hemen hemen her yazımda belirttiğim gibi bu faaliyetlerin en güzel yanı da bir önündeki veya bir arkandaki kişilerle ettiğin sohbetler. Hüseyin Şahin Özel abi ile bizim köyün yaylalarında çektiği videolardan ve o yaylalardaki çoban dostlardan söz ediyoruz. Çantasına bir aparat yardımıyla taktığı kamera sayesinde Hüseyin abi de günün en güzel, en özel anlarını “Gakkoş Efe” youtube kanalında keyifle seyretmemiz için kayıt altına almış oluyor. Yine ufak bir mola esnasında Halil Abi’nin de bahsettiği ve bu bölgede meşhur olan şamdan çamlarından bazılarına rastlıyoruz. Arapça ve Farsça iki kelimenin birleşmesinden oluşan şamdan kelimesinin manasına uygun olarak tek bir kökten yükselip gövdede tıpkı mumları koyduğumuz şamdanlar gibi 2’ye 3’e hatta 7’ye ayrılan ve dimdik bir şekilde semaya uzanan çamları burada, Honaz Dağı’nda, görmek mümkün.

Orman üst sınırında dağcılar

Sena yörük,ben,sırtı dönük Ali Fuat abi ve ilerleyişini sürdüren grup

Orman sınırını terk etmek üzere olan grup

Orman üst sınırına yaklaşırken meyve molası veriliyor. Erdal abi sağ olsun içine ceviz de koyulmuş cennet hurması ikram ediyor. Cennet hurması ya da Trabzon hurması olarak bilinen  bu meyve güzel Honaz’ımızda çokça yetiştiriliyor, kurutulup satılıyor ve ilçe halkına hatırı sayılır bir gelir sağlıyor. Meyve molası esnasında yanımızda dikenli çalı formunda bulunan bir bitkinin önemine dikkat çekiyor Halil abi. O bitkini ismi Karamuk(Agrostemma githago). Meyve molasından sonra grup orman içinde dik vurarak bir süre daha ilerliyor. Çam ağacı yoğunluğu azalıp ardıçlar başlayınca anlıyoruz ki orman sınırını terk etmek üzereyiz. 2 sene önceki gelişimizde faaliyete başladığımız noktada bile kar örtüsü mevcut iken şimdi anca orman sınırını terk ederken kar örtüsüne rastlıyoruz.  Bu esnada 66 kişilik gruptan sadece birkaç kişinin şahit olduğu destansı bir an yaşanıyor. Orman sınırını terk ederken nefes molası verilmişti ve batonlarımızın üzerine yükümüzü vererek dinleniyorduk. Çıkış yönüne göre solumuzda kalan vadi sis örtüsüne teslim olmaktaydı. Vadinin diğer tarafındaki kayalıklarda heybetli bir kurt grubu seyrediyordu. Bu büyülü an sadece birkaç saniye sürdü çünkü sis tüm hızıyla vadiye doldu ve kurt ile olan bakışmamızı kesti. 

Kurt öyle bir hayvandır ki tarihsel süreçte insanoğlu ondan hem korkmuştur hem de büyülenmiştir.  Ayrıca kurt

, mitolojiye ve folklora şekil veren bir unsur olmuştur. Türk ve İtalyan mitolojisinde kurt, kurucu ve besleyici bir role sahiptir. Türk mitolojisinde neredeyse tüm boyların kurttan türediğine inanılır. Ergenekon’dan çıkışta yol gösteren ve cihanın fethedilmesini sağlayan  kurttur.  Peki Roma’nın sembolü nedir? İkiz erkek çocukları emziren dişi bir kurttur. Remus ve Romulus efsanesinde kurt karşımıza besleyen ve büyüten olarak çıkmıştır. Ne dersiniz bu birkaç saniye bakıştığımız kurt, Cadmos Dağı’nda binlerce yıldır soyunu devam ettiren bir kurt sülalesinin günümüze ulaşmayı başaran bir bireyi olabilir mi?

Ormanı kaplamak üzere gelen sis 

Honaz Dağı’nda bir ardıç 

Gelelim Honaz Dağı’na ismini veren Cadmos’a: “Cadmos, Thebai şehrinin kurucusudur ve aslen Fenikelidir. Babası Fenike kralı Agenor, annesi Tireli Argiope’dir (Telephaassa). Europa, Cilix ve Phoneix’in kardeşi olan Cadmos’un soyağacının baş tanrı Zeus’a dayandığı söylenir. Günlerden bir gün çapkınlığı üzerinde olan Zeus Finike kıyılarında güzel mi güzel bir kız görür. Bu kız Cadmos’un kız kardeşi Europa’dan başkası değildir. Zeus bir boğa kılığında  yeryüzüne iner ve güzel Europa’yı kaçırır. Finike kralı, kız kardeşini araması için Cadmos’u görevlendirir ve bulmadan dönmemesini iyice tembihler. Cadmos günlerce, aylarca hatta yıllarca  kız kardeşini arar fakat hiçbir iz bulamaz. Kardeşini ararken Yunanistan’a gelen Cadmos, Delphi şehrinin kahinlerine  kız kardeşinin yerini öğrenmek için adeta yalvarır. Fakat nafile, kahinler ona kız kardeşinin yerinin Zeus’un sırrı olduğunu ve bu işin peşini bırakmasını söylerler. Delphili kahin Phytia Cadmos’a şöyle der: “Yoluna devam et ve karşına derisinin üzerinde hilal bulunan bir düve çıktığında onu takip et. Seni ıssız bir vadiye götürecektir ve orada kendi şehrini kur.” 

Kahinin dediklerini yerine getiren Cadmos geldiği bu vadide türlü badireler atlatarak Thebai şehrini kurar ve Harmonia ile evlenir. Harmonia aşk tanrıçası Afrodit ile savaş tanrısı Ares’in kızıdır. Cadmos ve Harmonia’ın evliliğinden 5 çocukları olur. Çapkın baş tanrı Zeus bu sefer de bu mutlu çiftin kızlarından biri olan Semele’ye göz koyar. Semele, Çallı şarap tanrısı Dionysos’un annesidir. İlerleyen süreçte  Cadmos ve Harmonia çiftinin başı hiçbir zaman felaketlerden kurtulamayacaktır. Bu yüzden Cadmos karısını da yanına alarak kurucusu olduğu Thebai şehrini terk eder. Dert ve kederden tanınmayacak hale gelen Cadmos ve Harmonia tanrılar tarafından birer yılana dönüştürülürler. ” İşte Honaz Dağı’na ismini veren Cadmos’un mitolojik hikayesi budur.

Şelale yatağından yukarı tırmanış

Ardıçlar arasında ufak bir mola 

Objektiflere yakalanan iki ağır zirveci, iki doğa dostu

Gevenler arasında ilerleyen grup

Eğilmiş, bükülmüş bir elektrik direği

Cadmos Dağı zirvesini göstermemekte ısrarcı

Ardıçları da gerimizde bıraktıktan sonra şimdilerde yerinde yeller esen şelale yatağından tırmanarak faaliyete devam ediyoruz. Honaz Zirve’nin bugün kendini göstermek gibi bir niyeti yok. Yamulmuş, eğilmiş, bükülmüş ve deforme olmuş elektrik direklerinin yanından, yarısı kar altında kalmış geven dikenlerinin arasından geçerek düzlüğe ulaşıyoruz.  Düzlükten sonra epey bir yan gidip daha sonra biraz daha eğim tırmanarak hava radar komutanlığının Arnavut kaldırımı taşlı yoluna ulaşacağız. Honaz Dağı’na çıktığımız bu parkurun en sevdiğim kısmı da bu uzunca süre yan gittiğimiz bölüm. 66 doğa dostu sporcu bir ipe bağlı gibi, birbirlerinin izlerinden hiç sapmadan ilerliyordu. Hava durumu sürekli bir değişkenlik arz ediyor, 5 saniye güneş çıksa yarım dakika fırtına oluyordu. Gevenlerin ve taşların buz tuttuğu rakımlara ulaştığımızda soğuk artık iyice iliklere işleyecek türdendi. Dik yamaçtan Arnavut kaldırımı taşlı yola ulaştığımızda muhteşem bir bulut cümbüşü bizi karşılıyordu. Bir açılıp bir kapanan hava öyle güzel manzaralar sunuyordu ki bizlere… Parkurun  bundan sonrası hep yoldan olacaktı. Hava açık olsaydı  gözlerimiz, Acıpayam Ovası’ndan Antalya’nın yüksek dağlarına, Burdur’un göllerinden Isparta’nın zirvelerine kadar olan manzaraları temaşa edebilecekti. Yolda ilerledikçe rüzgar da şiddetini artırdı ve bu da ilerleyişi güçleştirdi. Eğimli yamaçtan yola çıkan bir doğa dostunun dudaklarından Nazım’ın şu dizeleri dökülüyordu:

“Akın var 

güneşe akın 

Güneşi zaaaptedeceğiz

Güneşin zaptı yakın ! “

Yürüyüş kolunu bozmadan ilerleyen grup

Şehir dışından gelen bazı misafirlerimiz ve arka planda bulutların sunduğu görsel şölen 

Adım adım tek sıra halinde hedefe doğru

Fotoğraf çekmek önemlidir

Grubun önünden doğru geriye bakış

Radar Komutanlığı yoluna az kala

Üzerinde buz şekilleri oluşmuş bir taş

Arnavut kaldırımı taşları döşenmiş yol 

Yol kenarındaki kayalıklar ve kar 

PAKDOS burada mı ?

Ve nihayet 66 doğa dostu sağ salim zirvedeydi. PAKDOS Denizli öncülüğünde çok zor hava koşullarında 2 Ocak 2022 tarihinde Honaz Dağı zirvesine (2571 metre) ulaşıldı. Zirvede çok kalamazdık elbette bu hava şartlarında. Bir an evvel flamaları ve bayrakları açıp toplu fotoğraf çekilerek dönüş yoluna geçmek gerekirdi. Şiddetli rüzgara flamaları ve bayrakları kaptırmadığımız için mutluyduk. Ulusal hatta uluslararası bir etkinliğe dönüşen bu faaliyetin zirvedeki toplu fotoğrafında yok yoktu: 

  • San Francisco’dan Prof. Dr. Gülnur TUMBAT ( Bekillili hemşerimiz ve Everest’e Nepal tarafından tırmanan ilk Türk kadın dağcı)
  • Bursa’dan AYAK İZİ DAĞCILIK ve DOĞA SPORLARI KULÜBÜ kurucusu Melek KIYI AYDIN
  • Denizli’den PAKDOSNEFES AKTİVİTE , DOĞADEN üyeleri
  • Antalya’dan TODOSK üyeleri
  • Muğla’dan MUĞLA ZİRVE DAĞCILIK üyeleri
  • Kuşadası’ndan ADA DAĞCILIK ve DOĞA SPORLARI İHTİSAS KULÜBÜ üyeleri
  • Aksaray’dan HASDAK üyeleri
  • İstanbul’dan ASYA DAĞCILIK üyeleri

(Saymayı unuttuğum değerli doğa dostları ve kulüpler varsa yazımın burasında onların affına sığınıyorum?)

Honaz Dağı Zirve pozu (2571 metre)

Zirve’de yoğun rüzgar ve buz taneciği yağışı altında toplu fotoğrafa çektirildikten sonra inişe geçildi. Bireysel olarak bu anı ölümsüzleştiren sporcular da fotoğraflarından sonra arkalarında buz tutmuş direkleri bırakarak inişe geçti. İçimizde kalan tek ukde ise böyle zirvelerde çok iyi giden un helvasıydı, olsa iyiydi.

??

Bölüm 2

Dalgaları karşılayan gemiler gibi ,

gövdelerimizle karanlıkları yara yara

            çıktık, rüzgarları en serin

                        uçurumları en derin

                        havaları en ışıklı sıra dağlara

Arkamızda bir düşman gözü gibi karanlığın yolu.

Önümüzde bakır taslar güneş dolu

Dostların arasındayız!

Güneşin sofrasındayız!

02.01.2022 tarihinde PAKDOS Denizli öncülüğünde düzenlenen Honaz Dağı Zirve Faaliyeti ile ilgili izlenimlerimi anlattığım yazımın 2. bölümüne Nazım Hikmet’in dizeleriyle başlamak istedim. Fırtınalı ve soğuk zirveden inişe geçerken grup biraz dağınık bir hal almıştı. Yolu belirlememizin ardından tekrardan yürüyüş koluna geçildi ve Arnavut kaldırımı taşlı yola gerek kayarak gerek yan yan basarak inildi. Bu yolda yürümek daha zordu çünkü taşlar buz tutmuştu ve zaman zaman sendeleyen hatta yere düşen sporcular oldu.  Zorlu hava şartlarına rağmen zirve yapabilmenin mutluluğuyla dönüş yolunda ilerlemeye devam ediyorduk. Bir küçük mola esnasında bugün bizlerle beraber olan Prof.Dr Gülnur Tumbat’ı dinledik. Everest’e Nepal tarafından ilk Türk kadın dağcı olma unvanının sahibi ve bugün bizleri onurlandıran efsane dağcı şunları söylüyordu:

” Öncelikle çok teşekkür ederim davet için hepinize. Denizli’ye annemi ziyarete gelmiştim. Son dakikada böyle bir etkinlik olduğunu duyunca bana gece apar topar bot ve baton bulundu, bu sayede etkinliğe katılma, hepinizle tanışma fırsatım oldu. Ben Denizliliyim. Burada doğup büyüdüm. Bekilli’nin bir köyündenim aslında. Okula erken başlamıştım ve o yüzden erkenden üniversiteyi kazanınca 16 yaşında Denizli’den ayrıldım. ODTÜ’ye gittim. ODTÜ’nün kapısından içeri girince olaylar gelişti. Ben çevre mühendisiyim, çevre mühendisliği okudum. Dağcılık da orada başladı, ODTÜ ekolünü biliyorsunuz. Mühendislik okurken risk üzerine çalışıyordum. Boğazdan geçen tankerlerin risk analizlerini yaptım ve denizcilik müsteşarlığının bu konuda kullandığı ilk kaynak benim tezimdir. Doktora için Amerika’ya gittim. Doktora tezim riskin tüketimi ve pazarlanmasıydı. Doktoraya başvururken yazdığım başvuru mektubu dağcılık ile ilgiliydi. Sadece sporcu olarak değil entelektüel bir birikim olarak da bakıyorum dağcılığa. Doktora tezim için 2004’te Everest Ana Kampta iki ay çadırımda yaşadım ve verilerimi topladım. Babamın vefatından sonra riski kabul etmeyi öğrendim. 2014’teki Everest’teki en büyük çığda bizim ekibimizden de 5 şerpa öldü ve bu da bir ders oldu bize kabul etmek konusunda. Riski yani ölümü kabul ediyorsunuz .Kendimi onunla barışık hale getirmeliydim ki tekrardan Everest’e gitme isteği oluşsun içimde. 2018’de kafa ve ruh olarak Everest’e hazırdım ve çok iyi bir ekiple zirveye ulaşmak nasip oldu.”

Zirvede buz tutmuş bir direk

Zirveden iniş

Zirveden iniş

Gülnur hoca ile sohbetimiz bu kadarla sınırlı kalmayacaktı elbette. Moladan sonra grup dönüş yolunda ilerlemeye devam etti. Dik bir yamaçtan iniş esnasında Antalya’dan gelen bir sporcunun bacağına kramp girdi. Gülnur hoca soğukkanlılığı ve tecrübesiyle ufak bir masaj yaptı ve sporcunun bacağındaki kramp geçti. Ardından hemen magnezyum tableti bir şişe suya eklenerek sporcuya  içirildi.

 Güneş, bulutlar ve rüzgarın sergilediği müthiş görsel şöleni  seyrede seyrede yemek yiyeceğimiz çeşmeye doğru ilerliyorduk. Karlı bir zemin olur da kaymamak hiç olur mu? 2 sene önce kaydığımız noktadan çılgınlar gibi kaydı sporcularımız.  Sırf burada kayabilmek için evde kendi kayak tahtasını yapıp getiren bir üyemiz bile vardı. Sünger Bob kaplı bir kayak tahtası…İşte Sünger Bob’un Honaz Dağı zirvesine tırmanışının öyküsü de bu kayak tahtasında gizlidir. Kayakçılar ve fotoğrafçılar doğanın tadını çıkartırken grubun geri kalanı hemen aşağıdaki düzlükte, çeşmenin yanında yemeğe oturmuştu bile.  Manzaranın tadını çıkarta çıkarta biz de yemek yiyeceğimiz düzlüğe indik. 3’erli 4’erli gruplar halinde sofralar açılmıştı. Biraz o sofralara misafir olalım ve nevalede ne var ne yok bir bakalım. Kızartmanın her türlüsü, sarma, dolma, mantarlı tavuk, çemen, salata, yoğurt, zeytin, peynir, yumurta, ceviz, yufka ekmeği, helva… Ve günün sürpriz besini avokado. Mehmet Gevrek abinin getirdiği avokadonun hiç tadı tuzu olmasa da günün birinde sırf “Honaz Dağı’nda avokado yemiştim. “ diyebilmek için denedim. Çaylar ve kahveler bulutların kimi zaman birbiri üstünde kayarak kimi zaman iç içe geçerek sundukları dans gösterisini izlerken yudumlanmıştı. Yine öyle bir an yaşanmıştı ki. Alt katmandaki bulutlar hızla yükseldi ve bulunduğumuz noktadan bakınca Babadağ’a benzer bir şekil aldı. Geçtiğimiz aylarda yoğun rüzgar ve sis sebebiyle zirvesine çıkamadığımız Babadağ’ın ruhu Honaz Dağı’nda bizi bulmuştu. Etrafımızda bunlar olurken  ben ise kendi kendime şunları soruyordum: Acaba antik dönemde Colossai, Leodikya ve Hierapolis halkları Cadmos Dağı hakkında neler düşünüyordu? İçlerinden bir gözü kara buraya çıkmaya cesaret etmiş miydi? Bazı mitolojik kaynaklarda geçen Zeus’un Cadmos Dağı’nda doğduğu bilgisi gerçek miydi? Tanrılar tarafından yılana çevrilen Cadmos ve Harmonia  bu dağda mı kış uykusuna yatıyordu?

Günün tamamını anlatan video ( Doğaya Dönüş Youtube kanalı – Önder Deveci)

Zirveden iniş manzaraları

Kayakçılar

Bulutların ve güneşin sunduğu eşsiz manzara

Yemek yediğimiz alandaki çoban çeşmesi

Yemek faslından sonra grup yavaş yavaş eşyalarını toparlıyorken Halil Dağdaş abi de  Gülnur hoca ile ikinci bir söyleşinin hazırlığını yapıyordu. Ben de hemen oraya gittim ve bu keyifli sohbeti dinledim. Halil abinin  “Everest’e çıkmadan önce, çıkarken ve çıktıktan sonra neler hissettiniz? Hayat felsefenizle birleştirerek kısaca anlatır mısınız ?” sorusuna karşılık olarak Gülnur hoca şunları söyledi:

“ Kısacası zor ama bir deneyelim. 2 aylık bir ekspedisyon ve onun öncesinde yıllarca süren fiziksel, duygusal ve entelektüel hazırlık var. 2018’de gittiğimde ruhumla, kalbimle ve kondisyonumla Everest’e çıkmaya hazırdım. Benim kontrolümde olan tüm hazırlıklarımı tam yapmıştım ve tam anlamıyla bir ruh hafifliği hissettim ana kamptaki ekspedisyon süresince. Ben kendimden emindim tabi ama dağı bilemiyorsunuz. İnanılmaz bir yorgunluk oldu çıkarken. Ama artık öyle bir noktadaki olay, siz hissettiğiniz acıya ve yorgunluğa tepki vermiyorsunuz. Kabulleniyorsunuz. İşte meditasyonun en üst noktası. Müthiş bir huzur, hep o huzur noktasında durmak istiyorum. Fakat beyin durursan ölürsün komutunu iletiyor vücuda. Aklına ailen geliyor ve inmek zorunda olduğunu istemeyerek de olsa kabulleniyorsun.

Ana kamptan zirveye 4 günde çıktık ve zirveden ana kampa 2 günde indik. Şimdi 7 kıtanın 7 zirvesi projesi var, rüzgarlar öyle esti ve onu da tamamlamak üzereyim, bir tek Antarktika kaldı. Kuzey Amerika’da McKinley (6914 m), Güney Amerika’da Aconcagua(6959 m), Afrika’da Kilimanjaro (5895 m), coğrafrafi Avrupa’da Elbruz (5642 m), Okyanusya’da Carstensz Piramitleri (4884 m) ve Asya’da Everest (8849 metre) hepsine tırmandım. Yani projeler bitmez! Bugün için de çok teşekkür ederim sizlere.”

Prof. Dr. Gülnur Tumbat’ı hayranlıkla dinlerken aklıma Travenian takma adlı yazarın bir kitabı olan Şibumi geliyor. Gülnur hocanın meditasyon ile ilgili bahsettikleri Şibumi felsefesiyle bazı noktalarda örtüşüyor. Üstelik bu Şibumi kitabındaki baş karakter de bir doğa sporları tutkunu, bir mağaracı. Bu kitabı okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Daha sonra Gülnur hoca ile fotoğraf çekiliyoruz ve devam ediyoruz. Şimdilerde metruk vaziyetteki çoban evinin oradan geçip çıkarken kullandığımız rotaya giriyoruz. Şehir dışından katılan misafirlerimizin çok da karanlığa kalmadan yola çıkabilmeleri için tempoyu biraz daha artırıyoruz inişte. Bugün bize zirvesini hiç göstermeyen Honaz ilk kez kısa bir süreliğine sisten duvağını kaldırıyor ve zirvesini gösteriyor. Antik dönemin Cadmos’u heybetli Honaz Dağı…Oluştuğundan beri ne savaşlar ne medeniyetler gördü kim bilir?

Prof.Dr Gülnur Tumbat ve acemi blog yazarımız

TODOSK sporcuları kulüp flamalarıyla 

Halil Dağdaş ve Gülnur Tumbat

Honaz Zirvesi yavaş yavaş açıyor

Şüphesiz çok savaş, çok medeniyet görmüştür Honaz Dağı fakat bunlardan belki de en önemlisi 1148 yılındaki Kazıkbeli Savaşı’dır. Haçlılar Antalya’ya ulaşmak için en kestirme yol olan Hamit Ovası’nı kullanmak isterler. Almanların oluşturduğu öncü kuvvet Cankurtaran ve çevresinde bozguna uğratılır. Fransız ve Bizans güçlerinden oluşan ordu ise daha yeni Denizli’ye girmiştir. Tıpkı öncü Alman birlikleri gibi onlar da Kazıkbeli istikametine doğru ilerler. Dört bir tarafta Alman askerlerinin cesetleriyle karşılaşan Fransız ve Bizans ordusu büyük bir paniğe kapılır önce. Kendi aralarında bölünerek yürüyüşe geçerler. Bu arada Türkmenler Kazıkbeli geçidinin hakim noktalarında pusuya yatmışlardır. Fransız ve Bizans ordusunun öncü grubuna hiçbir müdahalede bulunmaz Türkmenler ve geçip gitmelerine izin verilir. Öncü grubun bu kadar rahat geçip gittiğini gören ana ve artçı gruplar Almanlar tarafından geçidin  temizlendiğini zannederek yürüyüşe geçer. Haçlı ordusu tam olarak Kazıkbeli mevkiine geldiğinde Türkmenler tarafından ok yağmuruna tutulurlar. Haçlı ordusu tam anlamıyla bozguna uğramıştır ne var ki  onları tamamen yok olmaktan kurtaran gecenin karanlığı olmuştur. Karanlıkta canını zor kurtaran Fransa kralı VII. Louis geri kalan az sayıda askeriye Antalya tarafına kaçar. Fransa kralının şu sözü tarihe geçecektir: “Fransa’nın en güzel çiçekleri Şam duvarları altında meyve vermeden Kazıkbeli’nde soldu.” İşte Honaz Dağı eteklerinde gerçekleşen bu muharebe belki de tarih için bir dönüm noktasıydı. Tarihimizin ve coğrafyamızın kıymetini her anlamda bilmeli ve ona sahip çıkmalıyız.

Honaz Dağı inişinde Osman Ünlü objektifine takılan ve sahne ışıklarını üzerine çekmiş “Leblebinin Başkenti Serinhisar ilçesi”

İnişteki grup orman sınırına ulaşıyor 

Orman içinden Honaz zirveye doğru bakış

İnişe orman içinde devam ediyorduk. Doğal olarak çıkışa göre daha hızıydı grup. Likya Yolu hatıralarından ekonomiye, eğitimden Fransız İhtilali’ne kadar ne varsa konuşuldu iniş boyunca. Ben ve Halil Dağdaş abi de 1997 yılında Honaz Dağı’nda da bir etabı düzenlenen 1.Hava Oyunları’ndan bahsettik bir süre. Araştırmalarım sonucunda birçok veriye ulaşmıştım fakat bizim Honaz’ın sadece yelken kanat ve yamaç paraşütü sporlarına ev sahipliği yaptığını öğrenebildim.  Dünyada bir ilk olan ve “3.binyıla 3 Kala Sporda 3.Boyut” sloganıyla Türk Hava Kurumu tarafından düzenlenmiştir bu organizasyon. 1925’te Gazi Mustafa Kemal tarafından kurulan Türk Hava Kurumu ismi son yıllarda maalesef yangın uçakları meselesinden dolayı çok kötü anıldı. Organizasyonun canlı şahitlerinden Halil Dağdaş abi Honaz’dan çok sayıda paraşüt ve yelken kanatın havalandığını, hatta birkaç yelken kanatın düştüğünü anlatıyor. Sonraki süreçlerde Honaz’a doğa yürüyüşü için geldiğinde ise düşen yelken kanatın iskeletini oluşturan bir parçayı tesadüfen bulduğunu ve o parçadan fabrikada çok güzel bir dağcılık kazması yaptırdığını söylüyor. Tam da benim doğduğum senede ülkemizin ve şehrimizin böylesi müstesna bir organizasyonun altından başarıyla kalkmış olması çok güzel. Yine araştırmalarım sonucunda 1.Hava Oyunları için Türkiye’ye gelen astronot Neil Armstrong ile hatırası olan birçok kişinin bloğunu okudum internette. 16 Temmuz 1969’da Neil Armstrong’u aya götürecek  olan Apollo 11 dünyadan ayrılmaktadır. Fakat o gün dünyadan ayrılan sadece Apollo 11 değildir. Türk havacılık tarihinin kuşkusuz en büyük kahramanı olan Vecihi Hürküş o gün dünyadan ayrılarak ebediyete göçmüştür. Cenazesinde ise sadece üç beş akrabası vardır…

PAKDOS ve APOLLO 11 logoları

Ökse otu, ağaç asalağı, burç, güvelek

64..65..66 SON!

Çam ağaçlarının arasından başladığımız yere ulaşmak üzereydik. Tüm sporcular harika duygular içerisinde son birkaç yüz metreyi yürüyordu. Bugün son kez ön taraftan sayı yollandı arkaya doğru. 66 sporcuyla başlayan faaliyet yine 66 ile bitmeliydi. Öyle de oldu. Honaz Hava Radar’da Güvenlik Sorumlusu olan Fatih Arslan komutanımızla beraber yerdeki çöpleri toplayıp bir poşete koyduk. Artık servislere ulaşmıştık. Her güzel şeyin bittiği gibi bu faaliyet de bitmişti. Geriye dönüp baktığımızda bize çok şey kattığını görüyorum bu faaliyetin.

Anadolu Parsı unvanı için 81 ilde 81 zirve projesinin 48. zirvesini Honaz Dağı’nda yapan Melek Kıyı Aydın

Mesela bu faaliyete katılamamış olsaydım Bursa’dan gelen ve “Anadolu Parsı” unvanı için 81 ilde 81 zirve projesiyle yola çıkan, bugün bizimle 48. zirvesini yapan çok kıymetli Melek Kıyı Aydın ile tanışamayacaktım. Melek hanım çok samimi, cana yakın ve entelektüel bir insan. Faaliyet esnasında veya molalarda muhabbet ettiğimizde dağlardan, kitaplardan söz etti hep. Gençlerin böyle etkinliklerde yer aldığını görmekten de mutlu olduğunu ekledi. Etkinlikten sonraki günlerde Melek hanımın kişisel sosyal medya hesabında okuduklarımız gerçekten harikaydı.  Özellikle eşi Ali Aydın’ın kaleme aldığı “Honaz Dağı: Dişi Parsın Epopesi “ başlıklı destansı anlatım müthişti. Melek Kıyı Aydın ile tanışmak gerçekten çok özeldi. Kendisinin takipçisi ve çıkaracağı kitabın da okuyucusu olacağız. Melek Kıyı Aydın ile bir de hatıra fotoğrafı çektirip servislere biniyoruz. PAKDOS’un öncülüğünde düzenlenen Honaz Dağı Zirve Faaliyeti sona erse de dostluklar baki kalıyor. Şehir dışından gelen tüm misafirlerimizi yine PAKDOS’un düzenlediği mayıs ayındaki Ulusal Karababa Şenlikleri’ne davet ediyoruz.

Faaliyetin düzenlenmesinde emeği geçen PAKDOS yönetimine

Anlatımlarıyla, bilgisiyle ve tecrübesiyle hep yanımızda olan Halil Dağdaş‘a

Liderimiz Bülent Aydın‘a ve artçımız Mevlüt Özil‘e

Farklı şehirlerden gelerek etkinliği ulusal bir statüye kavuşturan tüm doğa dostlarına  

Everest’e Nepal tarafından tırmanan ilk kadın dağcı olan hemşerimiz Prof. Dr. Gülnur Tumbat‘a

Anadolu Parsı unvanı için 81 ilde 81 zirve projesi kapsamında bugün bizimle olan Melek Kıyı Aydın‘a 

Kısacası tüm sporculara, tüm doğa dostlarına, tüm katılımcılara 

ÇOK ÇOK TEŞEKKÜRLER, AYAKLARINIZA SAĞLIK!

1 thought on “PAKDOS DENİZLİ HONAZ DAĞI ZİRVE FAALİYETİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

code