PAKDOS İLE SALDA GÖLÜNE

Etkinlik Anıları

Okulun ilk günü gibiydi.

Heyecanlıydık. Sadece benim heyecanlı olduğumu sanıyordum ama herkeste aynı heyecan vardı. Sanki okulun ilk günü gibiydi. Okulun bahçesinde arkadaşını ilk gördüğünde ne kadar özlediğini anlarsın ona sarılmak istersin ya… İlk toplanma yerinde PAKDOS’lu arkadaşlarımı uzun zaman sonra ilk gördüğümde aynı duyguyu hissettim.

Sarıldık, hal hatır sorduk, şakalaştık, hasret giderdik. “Özlemişim seni be” en çok kullandığımız cümleydi o gün.

Sonrasında araçlara bindik. Hayriye Köyüne kadar bir muhabbet, bir muhabbet ki sorma. Nazımızı çekebilenlere ufak yollu takılmalar, küçük şakalaşmalar yolculuğumuzu oldukça neşelendirdi.

Hayriye Köyüne vardığımızda meraklı gözlerin bizi incelediği hemen hissediliyordu. Köy kahvesinde oturan köy sakinlerinin bize “hoş geldiniz” derken ki samimiyet ve içtenliklerini seslerinin tonundan anlayabiliyorduk.

Bu arada köy kahvesinde kahvaltı bir başka oluyor. Kahvaltımızı orada yaptık tabi ki. Yediklerimiz evde her zaman yediğimiz zeytin peynirdi aslında ama köyün havasından mı, suyundan mı bilmem bir başka güzeldi orada. Belki de yıllara meydan okumuş tahta tabanıydı bize güzel gelen köy kahvesinin, belki de toz boyayla alacalı bulacalı maviye boyanmış düzensiz sıvalı duvarıydı bizi tekdüzeliğin sıkıcılığından uzaklaştıran, belki de duvardaki Atatürk posterinin yanında asılı duran Türk Bayrağıydı içimizi ısıtan. Ayrılmak zor geldi sıcacık çayımızı yudumlarken oracıktan.

Çok oturamadık orada çünkü yürünecek epey yolumuz vardı. Yolcu yolunda gerek diyerek müsaade istedik köydeki büyüklerimizden.

Tekrar araçlara binerek yürüyüş başlangıç noktamıza geldik. Araçtan indiğimizde bir heyecan sardı yeniden. Ormanın eşsiz güzelliği, doğayla baş başa olmak ve dağlar heyecanımızı bir kat daha artırdı. Çok oyalanmadan yürüyüşe başladık. Durdurmak ne mümkün insanları. Şairin dediği gibi “çocuklar gibi şendik o gün”.

Zaman nasılda geçivermiş. Tepeye varıp ta Salda Gölünü görünce yorgunluk falan kalmadı bizde. Bir mola verdik, kahve molası. Salda gölünü de karşımıza aldık şööööyle. İşte hayat bu beee. Ama ne var ki terimiz soğumasın diye hemencecik kalkmak zorundaydık.

Bir süre daha yürüdükten sonra Doğanbaba Köyüne geldik. Gölün kıyısında şirin bir köy. Güzel ve genişçe bir meydanı var. Meydandaki ağaçların gölgesi bize iyi geldi o sıcakta. Meydanın ortasında bir köy çeşmesi değişik yapısıyla kendisine davet etti herkesi. Çeşmenin yanındaki ağaçların gölgesine oturduk bir kısmımız. Kahveciden istediğimiz sodalar bizi biraz ferahlattı.

Çok oyalanmadık yine. Öğlen olmuştu bile. Yemek vakti. Gölün kıyısında güzel bir yer bulduk ağaçların altında. Kuruldu PAKDOS’un meşhur Halil İbrahim sofrası yine. Yediklerimiz her zamanki şeylerdi aslında ama havasından mı suyundan mı bilmem, bir başka güzel oluyormuş Salda Gölünün kıyısında öğle yemeği.

Yemekten sonra Salda Gölüne has beyaz kumlarda güzel bir yürüyüş yaptık. Serinlemek için göle girenler ya da sahilde kuma oturup dinlenenler, sohbetler, latifeler derken gün sonuna gelmişiz.

Rüya gibi bir günün daha sonuna geldik. Denizli’ye vardığımızda araçtan inen herkesin yüzünden mutluluk okunabiliyordu. Sezona iyi ve güzel bir başlangıç oldu. Güzel, yoğun ve yorucu bir sezon bizi bekliyor.

GÜLTEKİN MEVLÜT ÖZİL.

1 thought on “PAKDOS İLE SALDA GÖLÜNE

  1. Teşekkürler Mevlut Özil, doğa dostlarla daha da güzel. Boşuna dememisler Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül sohbet ister kahve bahane

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir